30 Ağustos 2009 Pazar

Türkiye ve Dünya Sağlık Örgütü ( WHO )

1945 yılında San Francisco’da toplanan BM Konferansı ‘’Uluslararası bir Sağlık Örgütü’’ kurulmasını kararlaştırmış ve Belçika’ lı Prof. Dr. Rene SARD başkanlığında 15 kişilik bir Teknik Komite kurulmuştur.

Teknik Komite kısa bir sürede toplantının gündemini ve WHO Anayasasını hazırlamış ve o dönemde BM çalışmalarına katılan Dr. İhsan DOĞRAMACI da 22 Temmuz 1946 tarihinde WHO Anayasası’nın hazırlanmasına imza koymuştur.

19-22 Temmuz 1946 tarihleri arasında New York’ta toplanan Uluslararası Sağlık Konferansı’nda,Türkiye’nin de içinde bulunduğu 61 ülkenin temsilcileri tarafından WHO Anayasası imzalanarak en az 26 üye ülkenin resmi kabulü ile yürürlüğe girmesi için işlem başlatılmıştır.

Türkiye 2 Ocak 1948 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’ne üye olmuştur.26 üye ülkenin resmi kabul işlemi 7 Nisan 1948 tarihinde netleşmiş ve 7 Nisan günü tüm Dünyada ‘’Dünya Sağlık Günü’’ olarak kabul edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti,9 Haziran 1949 tarih ve 5062 sayılı Kanunla Dünya Sağlık Örgütü Anayasası’nı onaylayarak WHO’ ya resmen üye olmuştur.

Türkiye, WHO’ ya üyeliğinden sonra,WHO ve Birleşmiş Milletlere bağlı diğer kuruluşlarla sağlık alanındaki ilişkilerini daha da geliştirmek için 19 Ekim 1950 tarih ve 6666 Sayılı Kanunla onaylanan ‘’Teknik Yardım Anlaşması’’ ile çeşitli sağlık projelerini başlatmıştır.



TÜRKİYE’NİN DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜNDE TEMSİLİ


Dünya Sağlık Örgütü bilindiği üzere,Dünya Sağlık Asamblesi, İcra (Yönetim) Kurulu ve Sekretarya hizmetleri olarak yürütülmektedir.

Dünya Sağlık Asamblesi her yıl Mayıs ayında Cenevre’de Birleşmiş Milletler Sarayında yapılmaktadır. Türkiye, 24 Haziran-24 Temmuz 1948 tarihinde Cenevre’de yapılan ilk Asambleye Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Ekrem TOK başkanlığında bir heyetle katılmıştır. 54. Dünya Sağlık Asamblesi,14-22 Mayıs 2001 tarihleri arasında Cenevre’de yapılmış ve Sağlık Bakanı Doç. Dr. Osman DURMUŞ başkanlığında;Sağlık Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı (BM Cenevre Daimi Temsilciliği) ve Üniversiteyi temsilen bir heyet katılmıştır.

1948 yılından 2001 yılına 54 Asamble gerçekleşmiştir.Türkiye bu 54 Asamble’ nin hepsine en üst düzeyde katılmıştır.WHO-Türkiye İlişkileri Asamble düzeyinde her zaman en üst düzeyde yerini almıştır.23 kez Sağlık Bakanı düzeyinde,16 kez Sağlık Bakanlığı Müsteşarı düzeyinde Heyet Başkanları ile temsil edilen ülkemiz 15 kez de değişik kademelerde temsil edilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Komite Toplantıları bir yıl merkez olan Kopenhag’da bir yıl da 51 üye ülkenin birisinde gerçekleşir.7-10 Eylül 1953 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde yapılan 3.Avrupa Bölge Komite Toplantısına dönemin Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Nail KARABUDA başkanlığında 2 kişilik heyetle katılan Türkiye,11-14 Eylül 2000 tarihleri arasında yine Kopenhag’da yapılan 50.Avrupa Bölge Komite Toplantısına Sağlık Bakanı Doç. Dr. Osman DURMUŞ başkanlığında bir heyetle katılmıştır.

50 Avrupa Bölge Komite Toplantısından sadece ilk ikisine katılmayan Türkiye, 1949-1952 yılları arasında WHO Doğu Akdeniz Bölgesi üye ülkesiydi.

WHO Avrupa Bölge Komite Toplantılarına;1953’ lerden sonra Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Başkanlığında 12 kez katılım olmuş,14 kez Sağlık Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığında heyetle katılınmış, 1977-1980 yılları arasında 4 kez Türk Üniversiteleri Rektörler Kurulu Başkanı ve Sağlık Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. İhsan DOĞRAMACI Heyete başkanlık yapmıştır.1990 yılından itibaren Sağlık Bakanları Heyetlere başkanlık etmeye başlamıştır.50.si Kopenhag’da yapılan WHO Avrupa Bölge Komite Toplantılarına 10 kez de Sağlık Bakanları Heyet Başkanı olarak katılmışlardır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün çeşitli kademelerinde sürekli çalışanlarla, WHO’ nun çeşitli Komite ve Kurullarında görev yapan Türklerin sayısı çok fazla değildir. Aşağıda Dünya Sağlık Örgütüyle Türkiye arasındaki ilişkilerin kurs bir özetini bulabilirsiniz.

· WHO İcra(Yönetim)Kurulunda 1949 yılında 3 yıl Dr. Nusret FİŞEK,1979 yılında 3 yıl Prof. Dr. İhsan DOĞRAMACI ve 1993 yılından itibaren 3 yıl da Prof. Dr. Münevver BERTAN görev yapmışlardır.

· Dünya Sağlık Asamblesi’ne Mayıs 1976 yılında 2.Başkan olan Prof. Dr. İhsan DOĞRAMACI ;1966-1996 yılları arasında WHO Sağlık İnsan gücü Uzman Danışma Paneline Üyelik,1979-1983 yılları arasında Tıbbi Araştırmalar Komitesi Danışma Kurulu Üyeliği,1979-1984 yılları arasında Anne ve Genç Çocuk Beslenmesi Grubu Üyeliği,1982-1983 yılları arasında Anne ve Çocuk Sağlığı Danışma Kurulu Programı Üyeliği ayrıca,WHO’ ya Kamerun,Nijerya,Brezilya,Kanada da Tıbbi ve Sağlık Bilimleri Eğitimi Projelerinde ve WHO’ nun Seminerleri,Workshopları ve diğer toplantılarında farklı Ülkelerde de Danışmanlık görevi yapmıştır.WHO Cenevre Merkezi Prof. Dr. İhsan DOĞRAMACI’ NIN WHO’ ya katkılarından dolayı 2 yılda bir Dünyada aile sağlığına önemli katkıları ve üstün hizmet verenlere sunulmak üzere ‘WHO İhsan Doğramacı Aile Sağlığı Vakfı Ödülü Programı" yapmış olup,1999 yılı ödülü Türkiye’de ve Dünyada aile sağlığına katkıları ve üstün hizmetlerinden ötürü Prof. Dr. Münevver BERTAN’ a verilmiştir.

· WHO Genel Direktör Politika Baş Danışmanı olarak görev yapan Prof. Dr. Tomris TÜRMEN 1992 yılından beri Cenevre’de görev yapmakta olup 26 Ekim 2000 tarihinde WHO Cenevre Merkezi Aile ve Toplum Sağlığı İcra Direktörlüğüne atanmıştır.

· WHO Temel İlaçlar Eylem Programı İdari Danışma Komitesi’nde,1993-1995 yılları arasında Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Ecz. Nurdan İNAN ve 1999-2001 yılları arasında İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Ecz. Sevgi ÖKSÜZ görev yapmıştır.

· WHO Avrupa Bölge Direktörlüğü’nde 8 yıla yakın görevde bulunan ve 1998-1999 tarihleri arasında Bölge Direktör Yardımcısı ( Program Yönetimi Direktörü ) olarak çalışan Dr. Serdar SAVAŞ WHO’ da üst düzey görev yapanlar arasındadır.

· WHO Avrupa Bölge Komitesi ,Bölgedeki gelişmeler ve WHO’ nun geleceği üzerinde araştırma yapmak üzere 1991 yılında bir AD_HOC Komite oluşturmuştur.Söz konusu komitede Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Genel Müdürü olan Prof. Dr. Tomris TÜRMEN görev yapmıştır.1 yıllık çalışma sonunda Eylül 1992’de Kopenhag’da toplanan WHO 42. Avrupa Bölge Komitesi Toplantısında,Avrupa’daki gelişmelerin sürekli için bir Daimi Komite (SCRC) kurulması kararı verilmiştir.WHO Avrupa Bölge Direktörü Dr. Jo Eirik ASVALL’ ın geçici bir yıllık çalışma için atadığı 11 Daimi Komite Üyesinden biri de Türk vatandaşı olan Dr. Serdar SAVAŞ’ tır.

· WHO Cenevre Merkezinde,İnsan Üremesinde Araştırma, Geliştirme Eğitimi Konulu Özel Programı Politika ve Koordinasyon Danışmanlık Komitesi (PCC) Üyeliğine 31 Aralık 1993 tarihinden itibaren Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürü Prof. Dr. Ayşe AKIN 3 yıllığına seçilmiş ve Türkiye’yi temsil etmiştir. 1995-1996 yılları arasında da anılan komitenin başkanlığını yapmıştır.

· Cenevre’de,1-12 Mayıs 1995 tarihleri arasında toplanan,48.Dünya Sağlık Asamblesi’nde 25 Kişiden oluşan Adaylıklar Komitesi’ne Türkiye’yi temsilen Birleşmiş Milletler Türkiye Daimi Temsilciliği Müsteşarı Şanıvar KIZILDELİ seçilmiş ve Asamble süresince görev yapmıştır.

· WHO Avrupa Bölgesi Daimi Komite üyeliğine 1997’de seçilen Prof. Dr. Ayşe AKIN, 1999-2000 yılı içerisinde Daimi Komite Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüş ve Eylül 2000’den itibaren Daimi Komite Başkanlığını bir yıl yürütmek üzere seçilmiştir.Eylül 2001 yılından itibaren de bir yıl Avrupa Bölge Komite Başkanlığını prosedür gereği yürütecektir.11-14 Eylül 2000 tarihleri arasında Kopenhag’da yapılan 50.WHO Avrupa Bölge Komite Toplantısında İcra Başkan Yardımcısı olarak ta görev yapmıştır.

· WHO Avrupa Çevre ve Sağlık Komitesi Üyeliğine Türkiye’yi temsilen Eylül 1999-Eylül 2001 tarihleri arasında 2 yıllığına Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay GÜLER seçilmiş ve görev yapmaktadır.

· Dünya Sağlık Örgütü’nün 1948 yılından beri her yıl Mayıs ayında Cenevre’de düzenlenen Genel Kurul Toplantıları (Asambleler) ile yine her yıl Eylül ayında bir kez Kopenhag’da bir kez de Avrupa Bölgesine üye Ülkelerden birinde düzenlenen Avrupa Bölge Komite Toplantılarına;Cenevre’de uzmanlaşmış Dış Temsilcilik görevlileri ile Birleşmiş Milletler Cenevre Daimi Temsilcisi Büyükelçiler ile Kopenhag’da bulunan Türkiye Büyükelçiliği Personeli ve Büyükelçiler fiilen katılmakta ve toplantıları çok düzenli takip etmektedirler.

· Dünya Sağlık Örgütü ile sürdürülen yakın işbirliği ve ilişki sonucu birlikte gerçekleştirilen projeler ve Dünyanın her tarafında yapılan toplantılara Türkiye’den özellikle de Sağlık Bakanlığından geçici ve sürekli danışmanlar masrafları WHO’ dan karşılanmak suretiyle katılmaktadır.Arşiv kayıtlarının tetkikinden 1980 yılı ile 2000 yılı arasında geçen 20 yılda masrafları WHO tarafından karşılanarak yurtdışında çeşitli programlara katılanların toplam sayısı 6502yi geçmektedir.

· Türkiye üyesi olduğu WHO Avrupa Bölgesinin 15.ve 47.Bölge Komite Toplantılarını İstanbul’da gerçekleştirmiş ve WHO’ nun Avrupa Bölgesine Program ve aktivite düzeyinde önemli katkılar sağlamıştır.

· Dönemin Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Nusret FİŞEK’ in başkan seçildiği ve bir yıl sürdürdüğü bu görevi sırasında 15.Avrupa Bölge Komite Toplantısı 7-11 Eylül 1965 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.Anılan toplantıya WHO Avrupa Bölge Ofisine üye 29 Devlet ve çok sayıda Uluslararası kuruluş ve Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri katılmıştır.

· T.C.Sağlık Bakanlığı ile WHO Avrupa Bölge Ofisi arasında 10 Haziran 1997 tarihinde imzalanan Anlaşma ile 47.Avrupa Bölge Komite Toplantısı 15-19 Eylül 1997 tarihleri arasında İstanbul Conrad Otelde yapılmıştır.Dönemin Sağlık Bakanı Dr. Halil İbrahim ÖZSOY söz konusu toplantının başkanlığına seçilmiş ve bir yıl süresince Bölge Komitesine başkanlık yapmıştır.İstanbul’a gerçekleştirilen bu toplantı.Başta çocuk felcinin 2000 yılına kadar tüm Avrupa Bölgesinde ortadan kaldırılması olmak üzere bulaşıcı hastalıklarla mücadele,tütün kullanımının azaltılması,21.yüzyılda herkes için sağlık(Sağlık 21) gibi konularda önemli kararlar alınmıştır.WHO Avrupa Bölgesine üye 51 Devletten 26’sının Bakan düzeyinde,Uluslararası Kuruluşlar ile Dünyada sağlık konusunda hizmet veren ve uluslararası düzeyde WHO ile işbirliği yapan Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileri katılmışlardır.

· Dünya Sağlık Örgütü ile sürdürülen yakın işbirliği ve ilişki sonucu birlikte gerçekleştirilen projeler ve Dünyanın her tarafında yapılan toplantılara Türkiye’den özellikle de Sağlık Bakanlığından geçici ve sürekli danışmanlar masrafları WHO’ dan karşılanmak suretiyle katılmaktadır.Arşiv kayıtlarının tetkikinden 1949-1979 yılları arasında 870,1980 yılı ile 2000 yılı arasında geçen 20 yılda da 650 olmak üzere toplam 1570’den fazla kişiye kaynak kullandırılarak WHO hem bu tür programlara katılanların deneyimlerinden yararlanmış hem de katılımcılar bilgi ve görgülerini arttırarak çağdaş bilgi ve teknolojilerin Türkiye’ye getirilmesine katkıda bulunmuşlardır.

· WHO Dünya üzerinde 1200’e yakın Enstitü,Araştırma Laboratuarı , çeşitli Bilim Kurum ve Kuruluşları ile işbirliği yapmaktadır.İşbirliği Merkezleri (Collaborating Centers) olarak adlandırılan bu Kuruluşlar WHO için özel birtakım araştırmalar yürütürler,belli veriler toplarlar,kimyasal ve biyolojik standart maddelerin depolanmasını ve dağıtımını üstlenirler.Ayrıca,WHO adına farmakolojik araştırmalar yürütürler,standartlar belirlerler,danışmanlık yaparlar ve araştırmacı eğitimi düzenlerler 60’a yakın ülkede bu tarzda çalışan İşbirliği Merkezleri vardır ve WHO’ dan kaynak alarak bu çalışmalarını yürütmektedirler.

· Türkiye'de WHO ile bu alanda çalışmalar yapmış ve halen de bu Merkezlerden bir kaçı çalışmalarını sürdürmektedir. Refik Saydam Merkezi Hıfzısıhha Başkanlığı Referans Laboratuarı olarak,İzmir Bölge Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Enterovirus Laboratuarı; İstanbul Veteriner Bakteriyoloji ve Seroloji Enstitüsü Brusella Referans Merkezi olarak;Ortadoğu Teknik Üniversitesi (O.D.T.Ü) Çevre Mühendisliği Fakültesi Su ve Atıklar Referans Merkezi olarak çalışmışlardır.Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlığı da 1970 yılında ‘’Aile Oluşturma Modelleri ve Sağlık’’ konusunda bir proje gerçekleştirilmiştir.1979 yılında Üreme Sağlığı konusunda ‘’Araştırma ve Uygulama Merkezi’’olarak görevini sürdürmüş ve 2000 yılında da aynı görevin süresi uzatılmıştır.

· WHO Cenevre Merkezi,Avrupa,Batı Pasifik ve Doğu Akdeniz Bölgeleri ile WHO Ankara İrtibat Ofisinde görev yapan Türklerin sayısı 11’dir.

· Sonuç itibariyle,2 Ocak 1948 tarihinden beri Türkiye, WHO’ nun üyesi olarak tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş ve WHO ile çok başarılı projeler gerçekleştirmiştir.Zaman zaman kesintiye uğrayan ilişkiler 1986 yılından itibaren belli bir sistem dahilinde yürütülmektedir.

· WHO Avrupa Bölge Ofisi ile Türkiye arasında 1986-1987 Dönemi ‘’Orta Vadeli İşbirliği Programı’’ anlaşmasından sonra, her iki yılda bir imzalanan anlaşmalarla düzenli programlar gerçekleştirilmiştir.8.si 2000-2001 yılı dönemini kapsayan ‘’Orta Vadeli İşbirliği Programı’’Anlaşması da WHO Avrupa Bölge Direktörü Dr. Marc DANZON ile T.C.Sağlık Bakanı Doç. Dr. Osman DURMUŞ arasında 16 Mayıs 2000 tarihinde 53.Dünya Sağlık Asamblesi sırasında Cenevre’de imzalanmıştır. Söz konusu program' da Türkiye'nin önceliklerine göre belirlenen projeler WHO ile yürütülmektedir.

Sağlık Eğitimcisi Neden Gereklidir?

Eğitim:
Bireyin yaşadığı toplumda; yeteneğini, tutumlarını ve olumlu değerdeki diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçler topluluğudur. Bir eğitimcimiz de eğitimi, “bireyin davranışında kendi yaşantısı yoluyla ve amaçlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir”1 biçiminde açıklıyor.


Sağlık:
“Yalnızca hastalık ve sakatlığın olmayışı değil bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik durumudur.” (WHO) Sağılığın pozitif yönü, “Tam bir iyilik hali” şeklinde ifade dilmektedir.


Sağlık Eğitimi:
“Bireylerin ve toplumun sağlığının geliştirilmesi, sürdürülmesi ve iyileştirilmesi ile ilgili bilgi tutum ve davranışları kolektif olarak belirleyen etkileşimler bütünlüğüdür. Diğer bir tanıma göre insanlara sağlıkla ilgili bilmediklerini öğretmek demek değildir. Sağlık Eğitimi, insanların sağlıkla ilgili davranışlarında değişiklik yapmak, alışmadıkları iyi uygulamalara alıştırmaktır. Kısaca iyi davranışları alışkanlık haline getirmektir.2


Her bilim dalının olduğu gibi sağlık eğitiminin de bir geçmişi vardır. Sağlık Eğitimi insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. Eski çağlardan beri bütün dinlerin kutsal kitapları, kişisel temizlik, sağlık davranışları, hastalıkların önlenmesi gibi konulardan bahsetmektedir.


Sağlık Eğitimi, eski çağlarda (Mezopotamya, Eski İran, Yunanistan, Hititler vb..) tapınaklara bağlı okullarda hekimlik eğitimi olarak yapılıyordu. Bu okullardan mezun olan hekimler tedavinin yanında aynı zamanda hastalarına eğitim de yapıyorlardı. Örneğin nelerin yenilip yenilemeyeceğini belirtirler ve önerilerde bulunurlardı.


M.S. 980-1037 yılları arasında yaşayan İbni Sina yalnızca hastalıkların nedenlerini değil, aynı zamanda sağlıklı olmanın, sağlıklı kalmanın nedenlerini de bilmek gerektiğini belirtmiştir. Bu görüşten yola çıkarak İbni Sina sağlığı koruma bilimini geliştirmiştir.


Sağlık Eğitimcisi;

· Sağlığın değerini bireylere ve topluma anlatmak ve inandırmak.

· Bireyi ve toplumu sağlık sorunlarını kendi kendine çözebilmeye alıştırmak.

· Birey ve toplumun sağlık kurum ve kuruluşlarından en iyi şekilde yararlanmalarını sağlamak.

· Bireyin ve toplumun sağlıklı yaşam biçimleri geliştirmek ve sağlıklı yaşamaya alıştırmak ( sağlığın geliştirilmesi )

· Bireyi ve toplumu kendi sağlığını korumaya alıştırmak gibi görev ve sorumlulukları olan profesyonel bir sağlıkçı ve eğitimcisidir.


İşte Sağlık Eğitimcisi tüm bunların gerçekleşebilmesi için topluma ve sağlık çalışanlarına sağlığı korumaya ve geliştirmeye yönelik gerekli sağlık bilgileri vermek ve onları eğitmekle yükümlü formasyonu olan en yetkili ve gerçekçi formatörlerdir.


Toplumun sağlığını koruma ve geliştirme amaçlı olan “Sağlık Eğitimi” şu an dünyada kabul edilmiş bir bilim dalıdır. Türkiye’de ancak Avrupa Birliğine giriş sürecinde gündeme gelmiş ve ilk adım sağlık eğitimcisi yetiştiren Sağlık Eğitim Fakültelerinin açılması ile atılmıştır.


Sağlık Eğitimcileri diğer sağlık personelinden ayrı olarak toplumun sorunlarını, mesleğinin kendisine vermiş olduğu sorumluluk ve meslek etiği ile araştırır, bulur, irdeler ve gerekli eğitim programını; edinmiş olduğu bilgi ve beceriler doğrultusunda en gerçekçi biçimde hazırlar, uygular ve ölçümler yaparak değerlendirir. Kısaca eğitimci gözüyle sorunlara yaklaştığı için sorunların temelden çözümü ile ilgilenir ve uygulamalarını bu doğrultuda gerçekleştirir. Bu uygulamalar sonucunda belki de en önemli ilke olan “ölçme-değerlendirme” işini gerçekleştirir, eksikleri bulup giderme yolunda somut adımlarla eğitimin maksimum seviyede gerçekleşmesini sağlar.


Şu an Türkiye’de toplumun , sağlığıyla ilgili bilgi ve beceri kazanabileceği sistemli bir eğitim uygulaması amaçlayan kurum bulunmamakta . İnsanlara ancak sağlıklarını kaybettikleri zaman, başvurdukları özel kurumlarda ve devlet kurumlarında tedavi amaçlı sağlık bilgileri verilmektedir.


Sağlıkla ilgisi olan herkes bilmelidir ki; sağlığı tedavi etmektense korumak her yönden daha geçerli ve pragmatist bir yoldur. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de koruyucu sağlık hizmetleri benimsenmiş ve ön plana çıkmıştır. Burada eğitim konusu tekrar gündeme gelmiş ve sağlık eğitimcilerinin önemi anlaşılmıştır...


Sonuç olarak şu anlaşılmıştır ki; sadece sağlık bilgisine sahip olmak sağlık eğitimi vermeye yeterli değildir. “Sağlık Eğitimi” sistemli, programlı, ilkeli ve kendine has etiği olan ölçümsel bir sürec işidir.
Bunu gerçekleştirecek kişiler de gerekli bilgi ve beceriye sahip “Sağlık Eğitim Profesyonelleri’dir.”


KAYNAKLAR:


1- ) Prof. Dr. Mahmut TEZCAN “Eğitim Teknolojisi” Sf:3

2 -) Dr. Ruhi Selçuk TABAK “Sağlık Eğitimi” Sf: 3

3 -) Dr. Ruhi Selçuk TABAK “Sağlık Eğitimi “ Sf:17

Sağlık Eğitiminin Tarihçesi

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün tanımına göre sağlık eğitimi şöyle tanımlanmıştır. Bireylere ve topluma sağlıklı yaşam için alınması gereken önlemleri benimsetip uygulatmak, sağlıklarını ve çevrelerini iyileştirmek için insanları ikna etmek, bireylerin sağlık kuruluşlarından en iyi ve verimli bir şekilde yararlanmalarını sağlamak, ortak karara vardırmak ve eyleme yöneltmek amacıyla gerçekleştirilen eğitim uygulamalarıdır.

Her bilim dalının olduğu gibi sağlık eğitiminin de bir geçmişi vardır. Sağlık Eğitimi insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. Eski çağlardan beri bütün dinlerin kutsal kitapları, kişisel temizlik, sağlık davranışları, hastalıkların önlenmesi gibi konulardan bahsetmektedir.

Sağlık Eğitimi, eski çağlarda (Mezopotamya, Eski İran, Yunanistan, Hititler v.b.) tapınaklara bağlı okullarda hekimlik eğitimi olarak yapılıyordu. Bu okullardan mezun olan hekimler tedavinin yanında aynı zamanda hastalarına eğitim de yapıyorlardı. Örneğin nelerin yenilip yenilemeyeceğini belirtirler ve önerilerde bulunurlardı.

M.S. 980-1037 yılları arasında yaşayan İbni Sina yalnızca hastalıkların nedenlerini değil, aynı zamanda sağlıklı olmanın, sağlıklı kalmanın nedenlerini de bilmek gerektiğini belirtmiştir. Bu görüşten yola çıkarak İbni Sina sağlığı koruma bilimini geliştirmiştir.

XVI. yüzyılda Avrupa’da çıkan salgın hastalıkları önlemek için karantina, hasta ve çevresini korumak için de ayırma uygulanmıştır. Örneğin Lepralılar özel bir giysi giymek zorundaydılar. Çarşıya, pazara, alana girmeleri yasaktı.
XVII. yüzyılda Londra’da çıkan Veba salgınında da benzer uygulamalar yapılmıştır.

XVIII. yüzyılın sonunda İş Hekimliği doğmuştur. İş Hekimliğinin doğuşuyla birlikte işçi sağlığı ve eğitimi uygulamaları başladı. Bu yüzyılın hekimlerinden olan Ramazzini işçi sağlığının düzeltilmesi için daha iyi beslenme ve daha az zor iş koşulları öneriyordu.

XIX.yüzyıla kadar yapılan sağlık eğitimi çalışmalarında bireyin bilgilendirilmesine önem veriliyordu. Bu yüzyıldan itibaren sağlık bilgi ve uygulamalarının geliştirilmesinde sağlık personelinin etkin rol alması gerektiği üzerinde durulmaya başlanmıştır. Örneğin Viyana Üniversitesi hastanesinde görev yapan Semmelweis otopsi yapan tıp öğrencileri ile hekimlerin eğitildiği doğum koğuşlarındaki ateş nedeniyle anne ölümlerinin, ebelerin görev yaptığı koğuşlardakine oranla daha yüksek olduğunu gözlemlemiştir. Bunun üzerine tıp öğrencilerinin ve hekimlerin klorlu solüsyonlarla ellerini temizlemeleri önerisinde bulunmuştur. Böyle bir hijyenik uygulamayla doğum koğuşlarındaki anne ölüm hızının önemli ölçüde düşmesini sağlamıştır. Sonuç olarak Semmelweis, sağlık personelinin de bilgilendirilmesi gerektiğini ispatlamıştır.

Sağlık Eğitimi Nedir ?

Sağlık eğitiminin amacı, bireylere ve dolayısıyla topluma,kendi çaba ve eylemleriyle sağlıklı bir yaşam sürmeleri için yardım etmektir. Bu nedenle, kişilerin yaşam koşullarını iyileştirmeye ilgi duymalarıyla başlayan sağlık eğitimi, onların hem birey hem de bir ailenin ve toplumun üyesi olarak sağlıklarını daha iyiye götürmeleri için gerekli olan sorumluluk duygusunu geliştirmeyi amaçlar. Etkin bir sağlık eğitimi,bireysel ve toplumsal sağlığı olumlu yönde geliştirmek için bilinmesi ve yapılması gerekenleri,benimsenen bilgi, tutum,davranış ve alışkanlıklar haline getirmedir.Her sağlık personeli, her zaman ve her yerde, her fırsattan yararlanarak eğitim yapmalıdır. Eğitimi açıklar ve nedenlerini anlatır.Böylece,kişiye sağlıklı yaşamın temel ilkelerini benimsetir.Ülkemizde sağlık personelinin önemli bir bölümü,sağlık eğitiminin önemini bilinçli bir şekilde algılayamadığı yada nasıl yapılacağını bilemediği için,hizmet uygulamalarında bu hususa gereğince yer vermemektedir. Bu nedenle,bu çok önemli konunun ayrıntılı bir şekilde incelenmesine çalışılmıştır.

Sağlığı sürdürebilmek ve daha iyiye götürebilmek için,çevrenin olumsuz nitelikteki sosyal,ekonomik,biyolojik ve fiziksel etmenlerini ortadan kaldırmak; kişinin direncini artırmak; sağlık kontrolü yada hastalığı için hekime başvurmasını ve hekimin söylediklerini anlayıp uygulamasını sağlamak hususunda yararlanılacak en önemli araçlardan biri eğitimdir.1925 yılında sıtma savaşı başladığı günlerde,köylerin çevresindeki bataklıklarda sivrisinekler ürüyor,sıtmalı hastalar tedavi için kinin almıyor,bileklerine ip bağlayıp üfürükçüye gidiyordu. Ensektisitlerin ve etkili sıtma ilaçlarının bulunmadığı dönemde,sıtma savaşı,bataklıkları kurutmaya ve hastaları kininle tedavi etmeye yönelikti.Adana sıtma enstitüsü Müdürü,1938 yılında haklı bir kıvançla,”biz köylüye sıtmanın ilacının kinin olduğunu ve hasta olunca bize gelip kinin almasını öğrettik” derken,etkin bir sağlık eğitiminin sonucunu bildiriyordu.

Bir başka yörede, köylüler, su birikintilerinde sivrisinek larvası arayan bir sağlık memuruyla “su böceğinden sivrisinek çıkar mı?” diyerek alay ediyorlardı.sağlık memuru köylüleri inandırmak için,birikintilerden aldığı suyu bir bardağa koymuş ve ağzını tülbentle kapadıktan sonra kahveye bırakmış ve köylülere “dikkat edin bu bardağın içi birkaç güne kadar sivrisinekle dolacak” demiştir. Gerçekten de bardak içinde sivrisineklerin varlığını görünce,sağlık memuruna hak veren köylüler,çevredeki su birikintilerini ve bataklıkları kurutma yarışına girmişlerdir.Bu da etkin sağlık eğitimine güzel bir örnektir.

Genel anlamda eğitimin çeşitli aşamaları vardır:

· İlk aşama,iyice anlatmak ve öğretmek

· İkinci aşama,benimsetmek ve inandırmak

· Üçüncü aşama,yapmak ve yaptırmak

· Dördüncü aşama,yinelettirerek alışkanlık kazandırılmasını sağlamak

Her aşamanın gerçekleştirilmesi,uzun bir zamanı ve sabırlı bir çalışmayı gerekli kılar.

Eğitim,sağlığın sürdürülmesinde çok önemli rol oynadığından,sağlık eğitimciliği bir meslek,bir uzmanlık dalı olarak gelişmiştir. Eğitimci bilgili olmalı,ciddiyet ve özveriyle çalışmalıdır.Ele aldığı konuyu yeterince bilmeli ve davranışı,yaptığı eğitime uymalıdır.Sağlık eğitimcisinin temel görevi,kişilerin geçerli ve uygun sağlık ilkelerini benimsemeleri için çaba harcanmaktır.Bu iş, kişilerin kendilerine güven duymalarını sağlayarak ve toplumun doğal gelişmesini fazlaca zorlamayarak yapılmalıdır.Bu nedenle sağlık eğitimcisi,sabırlı olma,iyi bir dinleyici olma ve kişilerin sorunlarını içtenlikle anlamaya çalışma gibi bir yığın niteliklere sahip olmalıdır.Bu niteliklere sahip olmanın ön koşulu, hizmet ettikleri toplumdaki tüm insanları ayrım gözetmeden sevmek, saymak ve onlara yardımcı olmak isteği taşımaktır.Herhangi bir hususta olumsuz bir tutum içinde olanların yeteneksiz değil,isteksiz yada inançsız olduğuna inanmalı ve onlardaki bu olumsuz tutumu değiştirmeye çalışmalıdır.Ne var ki, değişim isteğinin bireyden yada bireylerden gelmesi gerektiğini de unutmamalıdır.Sağlık eğitimcisi çok önemli bir görev yaptığının farkında olmalıdır. Çünkü,sağlık eğitimi, farkına varılmayan gereksinimlerin, farkına varılabilir gereksinimler ve istekler haline dönüştürülmesine olanak sağlayan çok etkin bir güçtür.

Sağlık Nedir ?

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Zamanın bütün zenginliklerine ve Osmanlı İmparatorluğunun tahtına sahip olan Kanuni Sultan Süleyman; sağlığın elde edilen tüm nimet ve zenginliklerden daha üstün olduğu çok anlamlı bir biçimde bu şiirle dile getirmiştir.Gerçekten de sağlık mutlu bir hayatın parçasıdır.


Hastalık ve sağlık kavramları kültürlere bağlıdır. Bir yörede,toplumun çoğunda bağırsak paraziti varsa,bu durum hastalıktan sayılmayabilir.Sigara içen biri kişi,öksürüğünü sigaraya bağlayıp gerçek nedeninin bir başka şey olabileceğini dahi düşünmeyebilir.Çocuğu ishal olan bir anne,tüm çocuklar ishal oluyor düşüncesiyle bu durumu hastalıktan saymayabilir.Bir sakatlık olarak bilinen ve kundak yapılan çocuklarda çok görülen doğuştan kalça eklemi çıkığı Navajo yerlilerinde çok yaygın olduğundan hastalık olarak kabul edilmez.


Eskiler bazı köylerde belli bir yaştan sonra trahoma bağlı körlüklerin kaçınılmaz bir durum olduğuna inanıldığını,ancak devletin etkin trahom mücadelesi ile körlüğün kaçınılmaz bir olay olmadığını anladıklarını belirtirler.Ayrıca pek çok kişi hasta veya yakınması olmadığı zaman kendisini sağlıklı kabul eder.


Hastalık ve sağlık kavramları kültüre bağlı olmasına rağmen,insan her yerde insandır ve bu nedenle sağlığının bir evrensel tanımı olmalıdır.Dünya Sağlık Örgütü sağlığı şöyle tanımlanmaktadır:”Sağlık,yalnızca hasta veya sakat olmamak değil bedenen,ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik halidir.”Bu tanım artık bütün dünya ülkelerinde kabul edilen bir tanımdır.O halde,kişinin tam sağlıklı olabilmesi için bedenen hasta veya sakat olmaması yetmemektedir.Bu kişinin aynı zamanda ruhen de dengeli olması,sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olması gerekmektedir.İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri de sosyal bir varlık oluşudur. Yaşamımızın her anında çevremize ki kişilerle ve olaylarla ilgili ve kaşıklıklı bir etkileşim içinde bulunuruz.Bu olayların sağlığımızı etkilediği bir gerçektir.Öyle ki,toplum hayatının etkileri sonucu oluşan bazı hastalıklar için sosyal hastalıklar deyimi kullanılmaktadır.


Verem hastalığı bunlardan biridir. Bu hastalığın,toplumun ekonomik olarak düşük düzeydeki,yoksul,çok çocuklu,eğitimsiz ve bozuk bir çevrede yaşayan ailelerde daha fazla görüldüğü bilinmektedir.Bir başka deyişle yoksulluk,eğitimsizlik gibi sosyal olgular,verem hastalığının temelinde yatan olaylardır.Aynı şekilde yetersiz beslenmede,gelişme geriliğinde,bulaşıcı hastalıklara yakalanmada, kazaların oluşmasında,hatta doğuştan sakatlıkların ortaya çıkmasında sosyal ve kültürel faktörlerin payı vardır.Özetle sağlık sosyal bir olaydır. aynı zamanda.Bu nedenle,sağlık olaylarından ve sağlıklı olmak için yapılması gereken çabalardan söz ederken;sağlığı etkileyen biyolojik ve fiziksel nedenlerin yanı sıra sosyal olayların da göz önünde bulundurmak zorundayız. İnsanı anlayabilmek,hastalık ve sağlığını değerlendirebilmek için onu çevresi ile bir bütün olarak kavrayabilmek ve insanla çevresi arasındaki etkileşimi anlamak gerekir.İnsanın çevresini incelemeyi kolaylaştırmak için,çevresel etmenleri;biyolojik ,fizik ve sosyal çevre olmak üzere üçe ayırabiliriz.Bu etmenler ve insan sürekli bir etkileşim halindedir.Etkileşim;yalnız insan ve çevresel etkenler arasında değil aynı zamanda bu etkenler arasında da vardır.Bu etkileşme ağı içinde insanı bir bütün olarak görmek gerekir.Bunu bir saatin çeşitli parçalarını ve nasıl işlediğini bilmek,onu bir sakat olarak görmemizi engellemediği gibi insan ve çevresindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz,bütünü düşünmemiz ve görmemizi engellemediği gibi insan ve çevre- sindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz,bütünü düşünmemiz ve görmemize engel olmamalıdır.


İlkçağlarda hastalıkların;kötü ruhlar,cinler ve periler veya niyetlerin bakışlarından(nazar) meydana geldiğine inanılırdı.Bilimsel gelişmenin emekleme döneminde olan insanlar;karşılaştıkları sağlık sorunlarını,sihir,muska,mavi boncuk,büyü gibi araç ve uygulamalarla çözmeye çalışıyorlardı.Salgınlar gibi toplumsal felaketlerde tapınaklara doluşur,ayin yapılıyor,büyücülere koşuyorlardı. Ne yazık ki günümüzde de bu gibi ilkel yaklaşımların kalıntıları, eğitim düzeyi düşük kişiler arasında sürüp gidebilmektedir.


Daha sonra bazı temel besin maddelerinin eksikliğinin önemli sağlık sorunlarına yol açtığı anlaşıldı.Daha önce lanetlenmiş gemilerde çıktığı sanılan skorbüt hastalığının,sadece kuru ve konserve veya salamura yiyecek yenilmesinden kaynaklandığı anlaşıldı.Skorbütün C vitamini eksikliğinden meydana gelen bir hastalık olduğu ortaya çıktıktan sonra sorunlar daha kolay çözümlendi. Bunu mikropların bulunuşu izlendi.Bir çok hastalığın sebebi mikroplardı.Daha sonra mikropların neden olduğu hastalıkların büyük çoğundan bağışıkla ma ile korunabilmenin mümkün olduğu ortaya çıktı. Sanayileşme;çevre kirliliği,hava kirliliği ve kimyasal atık sorununu birlikte getirdi.Artık çevre olayları daha geniş anlamda bir sağlık sorunu yaratıyordu. Sorunların çözümü için insanı çevresi ile bir bütün olarak ele almak gerekliydi.


Günümüzde en önemli hastalıkların nadir veya tedavisi güç hastalıklar değil,bir toplumda en çok görülen,en çok sakat bırakan ve en çok öldüren hastalıklar olduğu anlaşılmıştır.Kişi ve toplumların sağlık düzeyini,sosyal ve ekonomik nedenler belirler;bunlar fizik,biyolojik ve diğer çevre faktörleri değil, küçük toplumsal birim olan aileden başlayarak bütün toplumun sorunudur.

Sağlıkla ilgili harcamalar bir masraf değil,insan gücü yatırımıdır.Hastalanan ve ölen kişiler toplum için kayıptır.Toplumların en önemli zenginliği sağlıklı ve iyi yetişmiş insan gücüdür.Sağlık harcamaları bir yatırımdır.Çünkü üretim ve katkı gücü yüksek bir insan gücü yaratmayı amaçlar.